Kategori Arşivi ‘Birden esenler‘

 
 

Halka

04. Aralık 2009 • Kategori: Birden esenler • Yorum: 1

Metro hareket etmeye başladı ve bir yaşlı, boş kalan son koltuğa vardı.

Derken bir başka yaşlı hanımı görüp nazikçe yer verdi.

Hanım kabul etti bu nazik teklifi, yaşlı adam tebessümle tutunma direklerine gitti.

Derken iki genç, inecekleri durağa gelmeden ayaklandılar. Kalktıkları yere yaşlı iki kadın daha oturdu. Yaşlı adam hala ayakta ve gülümsüyordu. Yüzüne öylesine yakışan bir gülümseme vardı ki, keşke hep yer verse diye düşünmeye itti beni…

Karşımdaydı yaşlı adam, sol çaprazımdaysa görme yetisini kaybetmiş bir engelli…

Başı öne eğik kaşları yukarı çatılmış, sanki karşısındakini süzer gibi…

Bu bakışların sonucunda karşıda görüntü oluşmadığını bilen bir kadın…

Metro, görmeyen adamın inmesi gereken durağa geldiğinde başka bir ortayaşlı adam yardım ediyor ona… Durağın adı Kızılay çünkü… Devirdaimin kıyasıya yaşandığı bir yer…

Bir yaşlının yer vermesiyle başlıyor halka… Denize atılmış taş misali yavaş yavaş genişliyor ve metrodaki herkesi sarıyor. İyilik yarışına giren insanlar ve ” ne yapsam da birine faydalı olabilirim ” diye düşünen beyinlerin olması ne kadar da huzur verici…

Kadife pantolon

16. Kasım 2009 • Kategori: Birden esenler • Yorum: 2

Küçükken bir kadife pantolonum vardı. Malum, sağı solu sıcak tutmam gereken yıllardı, mazallah ilerde sorun yaratabilirdi. Hatta pantolonlarımın altına tayt giydiğim o kötü günleri de az önce, kadife pantolon sayesinde hatırladım. Siyah bir taytım vardı. Başka var mıydı bilemiyorum. Şimdilerde, birçok reklamda basenleri sıkı göstermek için kullanılan taytı biz geçmişte soğuktan korunmak için kullanırdık…

Tabi 90′lı yıllardan bahsediyorum. O zaman basen ne bilinmezdi, insanlarda bir başıboşluk bir bakımsızlık hakimdi. O zamanlar bu kadar makyaj malzemesi de yoktu. Bi’ ruj bir de oje vardı. Bu ikisiyle güzel olabiliyorsanız ne ala… ( iyi salladım ha… )

Neyse geçen sene sevdiğim arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine tekrar kadife pantolon giymeye başlasam mı diye iyiden iyiye düşündüm. Ankara soğuk oluyor, bundan kurtulmak için de çare üretiliyordu. Farklı bir kampüs kafesiydi bizimkisi… Garip garip konular konuşulur, saçma sapalak espriler yapılırdı. Konu hakkında geceleri yatmadan istişare yapar sonuca varırdım. Ne olduysa unutuldu kadife pantolon işi… Ta ki bugün kadife pantolonlu birini görene kadar…

Arkadaş o ne vahim bir durumdu. 90′lı yıllarda çekilmiş fotoğraflardan kaçıp, üniversitede gezdiğini düşündüğüm bir din kardeşime rastladım. Kadife pantolondan çok şalvar gibi bir şey giymişti. Ulan içersi ne hava alıyodur şimdi, ne poyraz vardır kim bilir, diye düşündüm. Kadife pantolonların alt kısmına lastikli bir sistem geliştirilse ve içerde dolaşan havanın sirkulasyonu durdurulsa hiç fena olmaz.. Hatta kalorifer mantığına benzediği için gayet de ekonomik bir ısınma olur. Hatta böyle 10 kişi toplanıp bir sınıfı geçici olarak ısıtabilirler diye düşünüyorum.

Bugün, anlık olarak kadife pantolon düşüncemi erteledim. Kadife giyip yakışan birini görene kadar askıda kalacak bir düşüncedir artık benim için…

Yalandan da olsa ne güzel güldün o akşam bana..

18. Eylül 2009 • Kategori: Birden esenler • Yorum: 3

Mmm.. nerden başlasam bu sefer…

Birçok arkadaşımızın başına gelmiştir aslında… Birini deli gibi sevip ardından ayrılmak zorunda kalmışsınızdır. Her şeyde onu görür olursunuz, her adımda o çıkar karşınıza ve anılar birer film şeridi gibi geçer gözünüzün önünden… Gülerken ya da ağlarkan arkaplanda onu görür biraz duraksarsınız, sonra tekrar aynı duyguyu yaşamaya devam edersiniz, içine onu katarak…

Kimse ” ben unuttum ” triplerine girmesin, akla gelir eski sevgili… Çünkü herkesin kalbi kirlidir biraz… Herkesin bir yanı kalmıştır eskide, her hatırada onu anmanızın sebebi de budur zaten… Kirlenmiş kalbi temizleyebilen var mı bilmiyorum ama iddaa edene de inanasım gelmiyor.

Biz neden yalnızca filmlerde olan ve hep orada kalacak sahnelere inanırız ve delicesine taparız?

İstanbul’da boğazı gören bir bankta kız oturur, ağlıyordur ve ordan geçen duyarlı ve duygusal abimiz hemen yanına gider. Derdini sorar, ilk başta kızdan pozitif cevaplar alamaz ama dedik ya duyarlıdır abimiz devam eder konuşmaya…

En sonunda sevgili olurlar, sonra biter bölüm… İşte budur aşk!..

yazasım gelmiyor, burada bırakıyorum. ( şuan hüngür hüngür ağlıyorum falan sanılmasın yalnızca şarkı bitti ve ilham kaçtı. )

Diyelim ki…

15. Eylül 2009 • Kategori: Birden esenler • Yorum: 6

Bugün bir müşteri geldi ve ” sigortayı ne kadara yapıyorsunuz “diye sordu.

- Direk olarak fiyat söyleyemeyiz, aracınızın bilgileri gerekli.. Mesela daha önceden sigortanız var mı?
+ Diyelim ki var.
- Sigortada her kriterin belirli bir ücretlendirmesi var. Siz bana diyelim ki diye cevap verirseniz doğru bir sonuç alamayız. Yeni satış mı yoksa daha önceden poliçeniz var mi?
+ Diyelim ki daha önceden poliçemiz var.
- Abi diyelim ki ile bir fiyat vermem mümkün değil…

Neyse sonunda plakasını verdi ve 11 eylül ‘ de bir yerden poliçe kestirmiş.. Acaba kazık yedim mi diye araştırma yapıyor. İnsan araştırma yapabilir, saygı duyarım. Sonuç olarak poliçeye para veriyorsun.. Ancak araştırma benim bildiğim bir şeyi almadan önce yapılır. Aldıktan sonra kazık yedim mi diye araştırma mı yapılır yahu? Hangi ülkede görülmüş bu?
Ha yine de araştırma yapıcam diyorsan, söyle arkadaşım. Ben poliçemi yaptırdım ama acaba kazık mı yedim merak ediyorum diye.. Bize böyle gelen birçok insan var, bizim işimiz bu, tabi ki fiyat vereceğiz.. Girişte yaptırma zorunluluğu var diye de yazmıyoruz.

Okunmamışları okumaya…

08. Eylül 2009 • Kategori: Birden esenler, Genel • Yorum: 7

Marjinal tipler olur hani…
Fiziksel bir marjinallikten bahsetmiyorum. Bizden çok farklıdırlar böyle hareketleri, düşünceleri.. Bizler dediğimde çoğunluk işte…

Hayatımın her anında birinin elinde kitap görünce ” ne okuyormuş lan bu ” diye düşünürüm. Düşünmekle kalmam o kitabın ismini görebilmek için çeşitli tiplere girebilirim. Bu marjinal tipler öyle kitaplar okur ki ” nerden bulabilirim bunu ” diye sabaha kadar düşünürüm. Öyle ki kitabın isminde üç bilinmeyen kelime geçer, kitap hem eski hem yeni görünür. Böyle bandroller olur ya hafif oynatınca şekil falan değiştirirler onun gibi…

Ben biliyorum havası yaratmak için bilinmeyenlere gitmek gerekir..
Bizim okuduğumuz kitaplara bak..
Olasılıksız mesela…
En takozumuz bile okumuştur. Marjinal tipler bunları okumaz arkadaş!.. Adam bilinmeyeni okur. Belki de en iyisi budur ama olasılıksız gibi içki sofrasında meze olmaz o kitaplardan..

Bir ” Oktay Sinanoğlu ” mesela tanımayan yoktur bizim okulda… Bir şey konuşulur hemen biri alıntıyı çakar ” Oktay Sinanoğlu şöyle demiş ” ee kanka, diyebilir.

Nietzsche ( ismi bile zor ) şöyle demiş diyen yok!.. Olamaz arkadaş, çok bilinmeyen biri olmamasına karşılık okumayız biz…

Bu tarzla da alakalı tabi.. Ben Türk siyasi tarihine bayılır(d)ım. Artık roman istiyorum.

Adam klasik okuyor, nedir klasik hemen akla gelen? Suç ve Ceza..

İşte onu okumuyor gidiyor dostoyevski’nin , tolstoy’un en bilinmedik kitabını buluyor. Çat diye koyuyor masaya, vay yavrum, adam okuyor diyorsun…

Kitapla yapılan karizmaya karşıyım. Okula kitap götürürsem o gün çantayla giderim.

Konu okunmamışları okumayaydı.

O halde marjinal arkadaşlar bizle ” bu kitapları nereden bulacağımız ” bilgisini paylaşsınlar…

Beni okuyan marjinal biri varsa tabi..

( haspam’dan şüpheleniyorum. :) )

Yeni yerimdeyim.

05. Eylül 2009 • Kategori: Birden esenler, Genel • Yorum: 6

Eski blogum birden ünlü olunca ondan vazgeçmek zorunda kaldım. Bu kişisel bir hikaye, belki internet ortamında paylaşılıyor ama dün siteye giren 2.500 kişiden sonra insanın yazı yazası gelmiyor, şevki de kaçıyor.

Günde 20-30 ziyaretçi benim için ideal rakamdı. Daha sıcak bir ortam vardı ve sevmediğim insanlar pek bulunmuyordu.

Bu yüzden yeni bir adreste blog yaşantımı sürdürmek istedim.

Umuyorum ki burada kalıcı olurum.

Sitenin eskisinden pek bir farkı olmamakla beraber daha da iyi yerlere geleceği temennisini diliyorum içten içe…

“O” nun hikayesini de açarım belki…