Aylık Arşiv für Şubat 2010

 
 

Ayağını, kıçına sokan marjinaller!

27. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 1

Bunlar ki üniversitelerde sosyal aktivite düzenlenirken kafa tayfada görev alırlar.
Sosyal olmayı da bir ünlüyü görmek ya da programını izlemek olarak tanımlarlar.
Hâlbuki bir çay bahçesinde arkadaşlarla edilen küçük ama nitelikli sohbet çok daha fazlasını katmaktadır hayata…
Beyaz show’a getiriyorum lafı, 26 şubat 2010 cuma günü yayınlanan programa…
Uyku tutmadı, uludağsözlük adresinde de konusunu görünce online izleme bölümüne girdim ve başladım izlemeye…
Programa Zülfü Livaneli konuk olmuş ki kendisini severim. Hüseyin Turan bir diğer konuk… ( kızının adını da izmir ida koymuş, onu da severim artık… )
Zülfü Livaneli ve Veda Filmi oyuncuları konuk olunca, konu da otomatikman filme geliyor. Uzun uzun konuşuluyor, internette haftalarca fragmanı dönen veda filmi, herkes bilir. Onu boşver adamlar bir saat bu film hakkında konuşuyor, be arkadaş senin aklın nerde?

Amerika’ya gitmek için üç üniversiteden üç adam seçip sidik yarıştırdıkları evreye geliyor program…
Üç kişi çıkıyor biri muhasebe, biri tıp biri de inşaat teknolojisi öğrencileri… Aynı zamanda geziyi düzenleyen grubun önde gelen isimleri…
Geliyor sorular…
Veda filmi kimin gözünden anlatılmıştır?
Eleman tencereye vuruyor, tıp öğrencisi…
Ehe, bunu bilmeye n’olcak, diyor.
Bilmediği çok açık, 2. sınıf öğrencisi bile anlar elemanın cevabı bilmediğini…
Sonra sağdan soldan kopya geliyor. Salih Kozak, diyor. Salih Kozak… Be arkadaş hiç mi tarih okumadın hiç mi duymadın Salih Bozok ismini, böylesi Atatürk sevdalısı bir adamı…
Salt Atatürk mü öğrettiler bu adama?
Neyse bir daha kopya geliyor. Cevap Sefa Bozok, oluyor.
Sorular cevaplanıyor.
Kızın biri Amerika’ya work & travel ile gitme şansı kazanıyor.
Hangi eyalete gitmek istersin diye soruyorlar hatun kişiye…
Cevap : Londra…
Kimisi gülüyor, kimisi anlamıyor. Kız da gülüyor.
Üniversite muhasebe öğrencisi, boru değil…
Sonra onu da düzeltiyorlar. Bizim de ayağını kıçına sokmuş marjinallerimiz evlerine dönüyor.
Bu insanlar; Marjinal, sosyal ve üniversite öğrencisi…
Hadi bakalım, Türkiye neden ilerlemiyor?

5.30′da başlıyor diğer videonun ortalarına kadar, izleyelim lütfen…

Nazlı Ilıcak isimli şahsı sevmiyorum!

26. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Neden sevmiyorum?

Siyasi görüşü beni hiç ilgilendirmiyor.
Yalnız Nazlı Ilıcak, yıllardan beri bu ülkenin medyasında bilfiil yerini almaktadır. Ne katmıştır bu topraklara?
Çeşitli programlara çıkıp kendi siyasi görüşünü subjektif bir şekilde dile getirmekten başka?
Son olarak eski bir askerle tartışmasını görüyoruz da…
Aman yarabbi, o nasıl bir rezil olmadır…

Birlikte izleyelim ve altında da nazlı hanımı tanıyalım.


Beyfendiyi hiç bir televizyon programına çıkartmayın

Video

Ayşe Nazlı Ilıcak (1944, Ankara) Türk gazeteci.

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Lozan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde eğitim gördü. 1969′da Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak’la evlendi ve eşinin gazetesinde başyazar oldu. 1988′e kadar Tercüman grubunun ikinci gazetesi olan Bulvar gazetesinin imtiyaz sahipliğini üstlendi. 2007 yılında Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

1999 Seçimleri’nde Fazilet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 22 Haziran 2001’de, Anayasa Mahkemesi’nin Fazilet Partisi’ni kapatılmasına karar verdiği dava sonucunda milletvekilliği düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı getirildi. 2007 Genel Seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yaptığı milletvekilliği adaylığı başvurusu reddedildi.

Yeni Şafak, Tercüman, Bugün ve Takvim gazetelerinde yazarlık yapmış, halen Sabah gazetesinde yazmaktadır.

21. ve 22. Hükümetlerde bakanlık yapmış Muammer Çavuşoğlu’nun kızıdır. Valilik, 29., 31., 32., 39. ve 41. hükümetlerde bakanlık yapmış olan Turhan Kapanlı dayısıdır. [1] İlk eşi Kemal Ilıcak’ı 1993′te kaybeden Ilıcak, işadamı ve siyasetçi Emin Şirin’le kısa süren bir evlilik yaptı. İki çocuk annesidir.

Duvarları aşmak…

26. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Her kitap, beynin kıvrımlarına bir yenisini daha ekliyor.
Her yeni hayal, üretim mekanizmasını harekete geçiriyor.
Her yeni kelime, hareketlendiriyor ezber odasını…
Her yeni yüz, can veriyor beyindeki karaktere…

Yukardaki şey…
Ne olduğunu bilmiyorum, yazımla alakası yok sanırım.

Biriyle konuşuyoruz geçen gün, sevdiğim bi’ arkadaşım…
Derken kendimizi acayip bir yerde buluyoruz. Şiirlerle başlayan bu güzel konuşma çok farklı yerlere taşımış bizi…
Aynı konu hakkında öyle zıt hayallerimiz var ki anlattıkça genişliyor hayaller… Yeni boyutlara geçiyor düşünceler…
O an bir odadayız, basit dört duvar.
Aynı zamanda uzaktayız oradan…
Elimizde demli çayımız, televizyon kapalı…
Bilgisayar başka odada…
Önümüzde satranç tahtası
Hamle yapıyoruz karşılıklı…
Her hamleye karşılık geliyor akıllıca…
Setler çekiliyor ” Şah ” ın önüne…
Çok hızlı çalışıyor iletişimden sorumlu sinirler…
Kıvrımlar yeni satranç tahtasını açıyor, bir sonraki hamleye göre diziyor taşları…
Bitiyor oyun, devam ediyor muhabbet…
Duvarların içinde ve duvarların çok ötesinde…
Biri giriyor odaya, kara elbiseler içinde…
” Ezel ” diyerek basıyor kumandaya…
Bir görüntü oynuyor ekranda…
Beyin ona odaklı…
Duruyor hayat, başlıyor ” Ezel ”

ezel severler kusura bakmasın, hala bunu izlemesine şaşıyorum insanların…

Helal olsun diyoruz, helal olsun…

23. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Lozan mübadelesi hakkında deli gibi araştırma yapmaktayım. Ne olmuş, nereden gelmişiz, nereye yerleşmişiz falan…
Güzel şartlarda gelmesek de burası bizim vatanımız olmuş ( hoş göç ettiğimiz ” kavala ” bölgesinin fotoğraflarını gördüğümde ” kahrolsun mübadele ” dedim ama neyse… )

Bunca şey olmuş, hakkında 3-4 kitap yazılmış, buna da eyvallah…
Sen koskoca Gazi Üniversitesi bu kitabı almışsın, güzel…
Yalnız bu kitabın bulunması gereken rafta neden bulunmadığı hakkında da bir açıklama yapman gerekmez mi?
Abartmıyorum şu kütüphaneyi ne vakit kullanacak olsam istediğim kitaba ulaşamıyorum. Belki 15 defa kitap aradım 2-3 tanesini bulabildim. Kütüphanede çalışan arkadaşlarımdan da rica ediyorum, ” hacım, gel beraber bakalım ” diyerek… Yok, adam bu işin uleması ama bulamıyor kitapları…

Yine sınıftan bir arkadaşla konuşuyordum, adam sınavlardan 1 ay önce ders kitaplarını alıp kendince ayarladığı, kütüphanenin bir bölümüne götürüyormuş, böylece kitap rafta gözükse de ne yazık yerinde bulunmuyor. Bu adam da her istediğinde istediği kitaba ulaşabiliyor.

Konumuza dönelim, bir kitap okuyorum şuan, yunanlıların izmir’e gelişindeyiz daha ama helal olsun diyeceğim bir konu mevcut…

Savaş yılları, her ülke parayı silaha falan yatırıyor ve verilere bakıyorsun kendinden emin şekilde yazılmış…
Misal, ( sayılar atılmıştır )
Yunanlılar’ın, İzmir’de 3546 ev yaktığını söylüyor veriler. Arkadaş, bilgisayar yok, kağıt kalem bulmak zor, kim tuttu bu verileri? Gerçekliğine inanalım mı, inanıyorsak bu işi nasıl başarmışlar, o yıllarda bunlarla kim uğraşmış?

Bu bir yergi değil bilakis övgüdür.

Helal olsun diyorum tarihçilere ve bu bilgileri bizlere yansıtanlara, helal olsun…

Yaşamdan küçük notlar – 6

22. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

- Biz küçükken ” lıkır ile mıkır ” vardı, hala var mı o?

- Yıldız Usmanova müzik piyasasının yeni yıldızı sanırım. İyi de söylüyor, geç tanımış olmamız üzücü…

- Bjk – Gs maçının skorunu bildim, bakınız: http://www.uludagsozluk.com/e/7343408
( uludağsözlük.com’daki yazılarımı da takip edebilirsiniz… )

- Bu sene okulun ilk günü derse girdim, ders konusunda ilk kez bu kadar istekliyim.

- Gazi Üniversitesi – Öğrenci Konseyi sitesinin tasarım işini aldım, aynı zamanda bilgi işlem bölümünde ” full time ” çalışacaktım ancak derslerimi göz önüne alarak olumsuz yanıt vermek zorunda kaldım.

- Öğrenci konseyinin yaptırım gücüne şahit oldum ve şaşırdım.

- Her sabah kalktığımda uyanmak için telefonu elime alıp ” babutsa – yanayım ” şarkısını açıyorum. Deneyin, farkı görün…

- Facebook hesabımı hala açmadım, tekel işçisi gibi direniyorum.

- Yenimahalle’nin ünlü ” yosun pastanesi ” bize çok yakın, bugün alışveriş yapma şerefine nail oldum da, fiyatları da gayet normal, sahipleri çok mütevazi insanlar, yenimahalle’ye gelenlerin uğraması gereken güzel bir yer ve çift katlı…

- Türkiye’de eskiden 4 mevsim yaşanırdı diye anlatacağız çocuklarımıza…

- Omegle diye bir siteden bahsetmiştim, tanımadığınız insanlarla rastgele konuşuyordunuz…
İşte bu sitenin kameralısını önerdiler, adı chatroulette…
Siteye giriyorsunuz ve rastgele biriyle birbirinize kameranız açık vaziyette konuşmaya başlıyorsunuz…
Global bir site olduğu için genelde yabancılar denk geliyor, hoş sohbetler dönüyor.
Çok farklı insanlar tanıyabiliyorsunuz, çok eğlenceli oluyor. O siteden bir video ve resim paylaşacağım.

Önce video, muhtemelen fransız bir arkadaşın süper gösterisi…

ve chatroulette’deki en ilginç fotoğraf…

ne dersiniz?

Türkiye’de bakire olmak

22. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Konu bayanlarla alakalı olmasına rağmen her zaman erkekler tarafından gündeme getirilir ve yorumu hep onlar yapar… Bakire olmak hakkında bir şey yazılıp çizilecekse bunu da erkek üstlenir. Bayanlar uzak durur hep, dile getiremedikleri neler diye düşünmez erkekler de…

Türkiye’de bakire olmak, sicilinin temiz olması demektir. Her yerini elletmiş ama namusu ayaktadır bazı bakirelerimizin…

Baskı o denli büyüktür ki birçok insanı intahara sürükleyen nedenlerin başında gelir. Olan ya da olmayan bir zardır yalnızca, olması hoştur ama olmadı diye de bir insanın tüm hayatı değişir mi?

Türkiye’de değişir. Türkiye’de bakir erkek bir elin parmakları kadardır ama her erkekte bakire kız isteği vardır. Yani cinsel ayrımcılığın tillahı yapılır. Yine de ses çıkarmaz kızlar konuya, ” ben bilmem beyim bilir ” durumları…

Cinsiyet ayrımcılığı yapılır, hemde en afillisinden…

Ben neden mi ilgileniyorum bu konuyla, sevdiğim bir arkadaşımın düşünceleri yüzünden…

Eğer kültürel bir kural işleyişini sürdürecekse neden her iki taraf içinde geçerli olmamaktadır?

En kral ayrımcılık bu değil midir?

ve işte Ukrayna otobüsü…

Bunca adam ne yapmaya gidiyor dersiniz?

Şimdi gerçek bi’ Türk oldum.

20. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Öncelikle tahmin için bir dakika veriyorum.

Bir erkek nasıl gerçek bi’ Türk olur?

Biraz beyin fırtınası…

ve cevap

Göbek!

Geçen sene 1.71 boy ( 1.70 değilim en azından ) 55 – 59 kilo arasında değişiyordum.

Bu sene boy aynı ( biraz uzadım aslında )

kilo 65…

wuhu…

İşin enteresanı ne kadar yemek yersem o kadar acıkıyorum.

Kilolu halimden memnunum, spor yaparak bunları kasa çeviriyorum. ( tamam, itiraf etmek gerekirse evde kendimce spor yapıyorum, spor salonuna gitçek vaktim yok, ya da var ama gitmek istemiyorum )

Her göbekli insan gibi ovuşturuyorum onu, seviyeli seviyeli…

Göbek deliğim çok uzaklara gitti yalnız, ulaşamıyorum bir türlü…

Yüzüm şişti ve gözlerim gömüldü.

ve artık pantolon giydiğimde kemer takmıyorum.

gömlekler üstüme oturuyor ve en güzeli herkes bundan memnun…

Bir dizi ve değişen tepkiler

16. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 2

How i met your mother dizisini izlemeye başlamamla birlikte günlük hayatta olaylara verdiğim tepkilerde de değişiklikler olmaya başladı.

Geçen gün karşı şeritten giden dolmuşu durdurmaya çalışırken el kaldırdım ve aynı zamanda ” Hey ” diye bağırdım. ” Hey ” ne lan?

Türkiye’de yaşıyorsun…

Bunun yerine; Kaptan, usta, abi, reis vs kullanılabilirdi. Hey biraz garip kaçtı, hoş dolmuşa bindiğimde kimse şaşkın şaşkın yüzüme bakmadı, anlaşılan o ki herkes kendi halindeydi.

Geçen devran telefonla arıyor, bende diziyi yeni izlemişim, telefonu şöyle açıyorum ” hi bro ”

hi dude.. diye karşılık alıyorum o ayrı…

Bunu salt özentilik ile ilişkilendirmek doğru olmayacaktır, bu biraz ortama ayak uydurmayla alakalı bir durum sanırım. Ankara’ya ilk geldiğimde bebe lafına da alışmıştım mesela…

Son zamanlarda fark ettiğim ve düzeltme çalışmalarına girdiğim bir diğer kelime ise ” kardeş ”

İzmir’de söylesem garip kaçar diye düşünüyorum.

Kişisine göre; Aga, hacım, hafız, kardeş falan diyorum. Herkesi bu lafların etrafında kategorilere böldüm ve ona göre davranıyorum. Yakında bu konuda istatistiksel bir çalışma da sunabilirim. Aga dediğime aldığım tepkiler falan diye…

Son olarak, how i met your mother dizisinin 2. sezonunu da bitirdim ve gayet beğendim.

Sorun şu ki barney isimli karakterin yaşamı ıssız adam karakterine benzeyecek diye korkuyorum.

Facebook, özel hayata vurulan bir darbedir!

10. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Az önce böyle bir şey düşündüm ve kapattım facebook hesabımı…

Hayatınız hakkında birilerine bilgi vermenin yanısıra siktir edilen insanlar da sizin ne yaptığınızı görebiliyor, düşünsenize…

Yıllar sonra bir arkadaşı facebookta bulmak ne kazandırır ki adama, paylaştığı videoları görünce mi anlıcak ne olduğunuzu…

3-5 arkadaşımı buldum ama bir şey değişmedi hayatımda, bundan sonra bulacaklarım da bir şey değiştirmeyecekti büyük ihtimal…

Zaten herkesin kendi hayatı var, belirli bir yön çizmiş, ne gerek var birden o hayata girmeye…

Eski arkadaşla yolda denk gelip iki muhabbet etmek daha hoş olur, facebook falan hikaye… Eğer bulunacağı varsa bulunuyor eski arkadaş…

Bunu geçelim, eski sevgiliniz sizin ne bok yediğinizi görebiliyor mesela… Ya da siz onun…

Yeni bir ilişkisi var, X kişiyle…

Hey, bu bazen iyi olabiliyor.

Eski sevgilimin mal gibi bir adamla çıkıyor olması bir yandan sevindiriyor beni, benden iyisini bulamamış oldugundan dolayı…

Bir de o yarmayla kendimi aynı yerde görmek var ki bu da üzüyor elbette…

Bu yüzdendir ki gerek yoktur facebook’a, zaten herkes kendi yolunu çizmiştir.

( lan eski sevgililerim burayı okuyorsa hepsi üstüne alınacak, eski sevgilimin ismini vereyim de kurtulsun herkes.. Merve )

Neyse, demem o ki ana itibariyle kapattım facebook hesabımı, yakında msn’i de kapatabilirim. :)

iyi eğlenceler…

Yaşamdan küçük notlar – 5

08. Şubat 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 2

- Geldiğimden beri abimle bir kez olsun tartışmadık, cuma sabahı dönüyorum, abime ilettim, bir ara tartışacağız… ( gelenek bozulmasın )

- Sarı ışık insanı istesiz yaparken beyaz ışık çalışma şevki veriyormuş, bu bağlamda bugün odamızın ampulünü değiştirdik…

- How i met your mother izlemeye başladım. Gayet güzel olduğunu düşünmekteyim. ( henüz 5 bölüm izledim. )

- Türkiye’nin siyasi tarihi hakkında Cengiz Özakıncı’yı tek geçerdim. Bugün Ozan Örmeci’nin ” Türk siyasi tarihi ” kitabına başladım, bakalım Cengiz Özakıncı’dan sonra bir ikinci ekleyebilecek miyim listeme…

- Yarın bürodaki eleman gelmiyor diye yedek işçi olarak görev yapacağım, oldukça zor olacak sabah 8 akşam 6, haydi hayırlısı…

- ” Sunay Akın – Ay Hırsızı ” deneme değer…

- Uyumak bazen en büyük sorunları bile çözüyor, mesele sorun varken uyuyabilmekte… ( bu da ersin’den güzel bir aforizma olsun… )

- Yarın okulu açılanlara iyi dönemler diliyorum, haftaya açılacaklara da ( bende bu gruba dahilim ) aynı dileklerimi iletiyorum.

- Cuma sabahı ankara’ya gideceğim pazar da ( ki 14 şubat oluyor ) Göztepe maçına gitme planım var.

- Osman Pamukoğlu’nun canlı halini gördüm, ufak tefek bir şey…

- Mart ayında Kıbrıs’a gitmeyi düşünüyorum, evet tek başıma…