Aylık Arşiv für Ocak 2010

 
 

Yaşamdan küçük notlar – 4

31. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 3

- Kırık kalpler durağında inecek var, yüreğindeki dertleri dökecek var, doldurun kadehleri içelim beraber, yılların yorgunluğu geçene kadar… Candan Erçetin’in yeni albümünden güzel bir şarkı sözü, araba sürerken öyle bir eşlik edilir ki bu sözlere…

- Nane – Portakal ile bezenmiş nargile çok hafif oluyor, inanmayan deneyebilir.

- Ordu karşıtı insanları anlayamıyorum.

- Bakkallardaki sıcak ortamı özleyen yok mu, merak ettim şimdi…

- Bir kızın güzel olmasından ziyade güzel bakması gerekir diye düşünüyorum.

- Beyaz show’a çıkan ufaklıklardan biri çok sevilse de bence az terbiye edilmesi gerekmekte…

Sunay Akın’ın anlattığı Aşık Veysel Hikayesi

28. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 2

Bilirsiniz güzel anadolumuzda köylü halkımız akşam erken uyur çünkü sabah erkenden kalkıp bağ bahçe işleri ile uğraşacak..Yine sakin bir akşam karı koca uyumak için yatağa girerler..Kadın kocasının uyumasını beklemektedir, çünkü bahçede bekleyen sevgilisi ile kaçıp kocasını terkedecektir..Bir zaman sonra kocası uyur ve kadın bahçede bekleyen sevgilisinin yanına gider ve koşarak oradan kaçarlar, koşarlar, koşarlar ama kadının ayağını bişey rahatsız etmektedir sanki ayakkabısının içinde bişey var ama kadın mecburdur koşmaya ayağını rahatsız eden şey için ayakkabısına bakamaz…Baya uzaklaştıktan sonra nefeslenmek için dururlar ve kadında bu fırsatı kullanıp ayakkabısının içine bakar ve içinde bir deste para bulur…
Terkettiği kocası onun kendisini terk edeceğini anlamış ve karımın bugüne kadar bana çok emeği geçti gurbette sıkıntı çekmesin diye düşünüp ayakkabısına para koymuştur…
Bu hikayeyi herkes kendine göre yorumlayabilir…
Ama bu terkedilen kocayı söyleyince yorum bir olacaktır…
Bu terkedilen koca AŞIK VEYSEL’dir….

Alıntı yaptım, gayet güzel bir hikaye…

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=135399

hikaye üstteki adreste daha iyi anlatılıyor ve güzel bilgiler mevcut…

Yaşamdan küçük notlar – 3

28. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 2

- Hala takdir / teşekkür alan var lan, çok garip…

- Çok iyi insanlar var hayatta, çoook…

- Savaş için söylenmiş güzel bir söz ” ihtiyarlar düşünür, gençler ölür ” sizce de güzel değil mi?

- Aşık Veysel’in enteresan bi hatırası varmış, Sunay Akın sayesinde öğrendim.

- Rosenbergler gibi ölmek ister bu deli gönül…

- Mektup yazmayı özledim.

- İngiltere’de ilk kez sahaya yabancı madde atıldı, olağanüstü hal ilan edildi. ( bknz. man utd. – man city maçı )

- Yeni bilgisayarım çok güzel, dokunduğumda uçuyor. Casper olsa da seviyorum…

İzmir!..

21. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 1

Dönem biter ve memleket hasreti giderilmek üzere İzmir yollarına düşülür.

Yaşamdan küçük notlar – 2

19. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 5

Arkadaşla vizesinden kötü aldığımız sınava çalışıp çalışmama konusunda konuşuyoruz. Ben, Allah’tan umut kesilmez derken o da şöyle bir laf ediyor.

- Ben realistim, o dersi geçemeyiz.

+ Bende ( bende realist değilim diyeceğim ama neydi lan realistin karşıtı diye kalıyorum öyle ve cümleyi şöyle bitiriyorum )

bende irrealistim… Tabi o anki tebessüm kütüphanenin grup çalışma odasında hissediliyor.

Dün, Kızılay’da bir arkadaşla buluşmak üzere mekandan çıkıyoruz. Bulunduğumuz yer Sakarya Caddesi, buluşacağımız arkadaşın adı Ahmet, 3 kişiyiz ve Ahmet’i arıyor gözlerimiz…

Bir arkadaş görüyor ve işte şurada diyor, aramızda 10 metre mesafe var. Çokça insan…

Ahmet! diye bağırıyorum 10 metre uzaktaki birinin duyacağı kadar yüksek bir sesle… Aynı anda 5-6 insan bakıyor bana

Arkadaşlara dönüp, ne çok ahmet varmış lan, diyorum ve güzel bir anımız daha oluyor.

Hande Altaylı ve Canan Tan birbirlerine çok benziyorlar… Aşk romanı yazmanın dışında bir ortak noktaları daha var ki o da kendini tekrarlama saçmalığı… İkisi de ne yazık ki ilk kitaptan sonra bıkkınlık veriyor…

Türkiye’ye sağlam bir aşk romanı yazarı lazım… ( duyun sesimizi duygusal insanlar… )

Memleketimde yabancıyım.

16. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 3

Olayın yaşandığı yer Ankara / Yenimahalle… Ha bu arada Türkiye ve Başkent demeliyim.

Karnım acıktı yemek yapmaktansa dışardan söylemeyi düşündüm. Değişik tatlar denemek için Yenimahalle’ye sipariş getirdiğini belirtmiş bir dükkanın menüsüne ulaştım. Menüye 2 dakika boş gözlerle baktım ve sitenin en üst kısmına gittim, Türkiye ve Ankara’yı seçmiş olmalıydım neydi ki bu yabancı şeyler, neyse ki doğru yeri seçmişim.

Sipariş veremedim, nitekim pek bir şey anlamadım menüden…

Yüzde yüz yerli sermaye dürümcü bölümüne girdim ve bildiğim terimlerle karşılaştım. Lahmacun, dürüm…

Ne istiyorsam 2 katı söyledim, memleket hasreti çektim ne de olsa, acısını çıkartmam gerek…

Lozan mübadelesi

12. Ocak 2010 • Kategori: Tarihsel • Yorum: 0

Birçok kişini ilgisini çekmeyecek kadar tarihsel bir konu…

Benimse dedelerim ve doğal olarak şuan yaşadığım topraklarla alakalı…

Alıntı:

Kısaca Mübadele 1912-1922 yılları arasındaki savaşlar nedeniyle Balkanlar’da, Ege Adalarında ve Anadolu’da büyük acılar yaşandı. Balkan Savaşı sonrasında yüz binlerce Müslüman savaşta yenik düşen Osmanlı ordusunun peşi sıra korku ve panik içinde doğdukları toprakları terk ederek Anadolu ‘ya sığındı. Benzer trajedi, 1922 yılında Kurtuluş Savaşında yenik düşen Yunan ordusuyla beraber Anadolu’yu terk eden Ortodoks Rumların başına geldi. Bir ay gibi kısa bir süre içinde yüz binlerce Ortodoks Rum Yunanistan’a sığındı. Bu durum Yunanistan’da büyük sıkıntılara ve kaosa yol açtı. Yunanistan’ın nüfusu bir anda dörtte bir oranında arttı.

Lozan Barış Konferansı toplandığında öncelikle sığınmacılar ve esirler konusu ele alındı. İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un teklifi ve Milletler Cemiyeti görevlisi Nansen’in raporu doğrultusunda; Yunanistan’da yerleşik Müslümanlarla Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme uyarınca; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Mübadele sözleşmesinin kapsamına 18 Ekim 1912 tarihinden sonra yurtlarını terk etmiş olanlar da alınarak mülteciler sorununa bir çözüm bulunmuş oldu.

Tarihteki ilk ZORUN GÖÇ’ü içeren bu sözleşme ile iki milyon civarında insan yurtlarından kopartılarak, yeni yerleşim bölgelerinde yaşamaya mecbur edildi. Tarihimizdeki bu kitlesel ve zorunlu göçe kısaca mübadele, bu insanlara da mübadil deniyor.

http://www.lozanmubadilleri.org.tr/

Dedelerimin bu mübadele ile İzmir’e gelmeleri ve buraya yerleşmeleri ile onların buna bağlı olarakta benim hayatım şekillenmiş…

Lozan mübadelesi hakkında çok güzel belgeseller, resimler buldum. Bu resim ve belgesellerin en güzel sergilendiği site,

http://lozanmubadelesi.com/

yapanın ellerine sağlık, gayet başarılı ve nitelikli bir çalışma olmuş…

Her sene düzenlenen mübadil buluşmalarında söylenen bir söz;

” Buradaydınız, şimdi oradasınız. Oradaydık, şimdi buradayız. Hiç kimse ayıramaz bizleri..”

“İsastan edo, ke vrethikate eki
İmastan eki, ke vrethikame edo
Y’afto tipota then mas xorizi”

ve son olarak mübadele hakkında güzel bir şiir…

Ne mal, ne mülk
Bir yangındı özgürlük.
Kadere boyun eğmişçesine

Yürüdüler denizin ötesine.
Güneş yine doğacak elbette
Gecelerse karanlık

Ama yaşam
Ege’nin ardındaydı artık

Birkaç Günlük

09. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 2

Derslerle ilgili her türlü sorumluluğumu son haftaya bırakmam, buna bağlı olarak dopdolu bir hafta geçirmem nedeniyle pek yazı yazamadım. Dersler dışında pek bir şey düşünemedim desem yeridir. Arada internete girip deşarj olmak dışında ya okuldaydım ya da uyuyordum. Bozuk olan uyku düzenim az çok yola girmiş durumda… Hatta şuanki uyku düzenimden öylesine memnunum ki hep böyle mi gitsem diye düşünmüyor değilim.

Okuldan geldiğimde ki bu genelde akşamüstü diye tabir edilen saatlere tekabül ediyor, ya direkt uyuyorum ya da yemek yedikten sonra uyuyorum. Her türlü uyuyorum yani…

Gece ( 01.00 – 05.00 ) arası değişen bir saatte uyanıp bir sonraki gün için gerekli işleri yapıyorum ( genellikle çizim ) bu yoksa kitap vb. işlerle saati 8 yapıyorum. 8′de tekrar yatıp 11′de kalkıyorum  ve gün başlıyor.

Günde ortalama 8 saati tutturup mahmurluk yaşamadan hayatımı sürdürüyorum diyebilirim.

Haftada bir halı saha maçı yaparak gerekli spor ihtiyacımı da karşılıyorum, aslında iyi yaşıyormuşum…

Bu sene güzel İzmir’den biraz uzak kalarak yaz okuluna kalmayı düşünüyorum. Okulu 4 senede bitirmek en kötü ihtimalle de sadece sınavlara gelmem için bunu yapmam gerek diye düşündüm.

Ha, bir de okulların yazın düzenlediği antalya gezisine gitmeyi düşünüyorum. :)

Sınırsız içki, havuz / deniz ikisi gayet çekici geliyor.

Dostlara, dostlara!..

05. Ocak 2010 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Dostlara dedi bir ses, sonra hep bir ağızdan ” dostlara ” sesi yankılandı küçük odada…

Herkes elindeki içki kadehini kaldırmış birbirine vuruyordu. Çıkan ses o denli düzenliydi ki herkes ezginin güzelliğiyle mest oldu.

Soğuk içkiler indirildi mideye…

saat 06.10

Herkes çakır keyif…

saat 10.00

Uyuyor herkes…

saat 19.00

Kahvaltı…

Ardından Kızılay’a geçiliyor. Dün akşam içen ekip bugün de dışarda girecek yeni güne…

Dostlarla sabahlamanın keyfi ayrıdır.

Bir sonraki buluşmanın planları yapılıyor.

2 hafta sonraya sözleşiliyor.

2 hafta sonra aynı evde, aynı ekip…

O zaman şerefe!..

Can Yücel ne güzel de yazmış…

05. Ocak 2010 • Kategori: Ustalardan • Yorum: 1

boşver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
şöyle atıp koyugrileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini; aç kapılarını
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna
bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda
ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına
yağ geç, yık geç
kimse inanmazsa inanmasın
sen inan yüreğine
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
büyü! büyü!
bak! ellerin ayakların kocaman,
aklında maşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye?
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden
boş ver yaşı başı ,
aşk var mı aşk ,ondan haber ver ?
Takılmışın yüzündeki ,gözündeki çizgilere
o çizgilerin yüreğine neler kazıdğını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini dereye soğuk bir kış günü .
öl gitsin..
parayı pulu savurup ,
bir balıkçı köyünde balık mı tutmak istediğin ,
Savrul gitsin..
boşver be yaşı başı,
kim tutar seni kim ,
Kendi yüreğinden başka ?
Aklını al da öyle git..
ister bir duvara,ister bir odaya,kıra ,bayıra vurda git.
Dert etme ellerini ,onlarda gelir seninle birlikte bırakmadıkça birine.
O biride gelir ,gerçekten istediğin oysa ,
seveceksen ve öleceksen uğruna …
yaşa be yaşa da öyle git ,gireceksen toprağa

yaş 70e gelse bile ,hayat daha bitmemiş ,
sen mi biteceksin ?
çekeceksen bile bayrağı ,
yaşadım ULAN DiBiNE KADAR diyemiycek misin ?

ustalar bölümünün ilk yazısıdır, böylece güzel bir veritabanı oluşturmuş olacağım hem…