Aylık Arşiv für Aralık 2009

 
 

Yaşamdan küçük notlar – 1

30. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 2

Artık bu notları bir nizam içine koyma kararı aldım. Buna bir diyerek başlıyorum.

  • Az önce bir kitap bitirdim ama hala bitmiş hissi uyandırmadı. Bitemez, böyle bir son olmaz… Hayatımda ilk kez bir kitabın sonunu yetersiz buldum. Tahmin ettiğiniz üzere bir romandı ama bu son beni tatmin etmedi, 2. kitabı falan çıksa bari…
  • Hande altaylı, aşk romanlarında başrol karakterlerine neden hep aslı ismini veriyor, merak ettim.
  • Kitapçıya gidip, aşk romanı istediğimi belirttiğimde raflarda gördüğüm neva isimli kitabı bir türlü önermiyorlar… Halbuki hayatımda okuduğum en iyi aşk romanıydı. ( gerçek olduğu söylentileri var. )
  • Yılbaşı gecesi çok güzel olacak diye düşünüyorum.
  • Birileriyle delicesine siyaset tartışmak istiyorum.
  • Göztepe – Karşıyaka kavgası hakkında müthiş bir slayt hazırlıyorum. Bunu sınıfa sunarken yanlı davranmamaya çalışacağım.
  • Kaç aldın ” sorusunu soran arkadaş bugün sınıfta protesto edildi. Destekledim protestoyu…

Türk patent enstitüsü ve ben

30. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 1

Yenimahalle’de oturuyorum ve buradan okula giderken Türk patent enstitüsünün önünde inmem gerekiyor. Buraya kadar her şey normal, hatta oradan okula gitmekte gayet normal… Velhasıl kelam birisi okula nasıl geldiğimi sorunca Türk patent enstitüsü bölümü sorun oluyor. Patent ve ardından gelen enstitüsü kelimeleri öyle feci şekilde birbirlerine giriyor ki karşıdakilerden genelde ” ha ” ya da ” hı ” ya da ” haaaa ” tepkilerini alıyorum.

İlk ” ha ” ne , anlamadım anlamında… ( biraz kaba )

” Hı ” anlamamının masumane belirtisi ( böylesi normal )

” haaa ” anlamış gibi yapma…

TPE dediğimde anlamıyorsunuz kardeş ben napiim açınca da böyle saçma sapalak bir sürç ü lisan’ın içine giriyorum.

Hani olur ya…

29. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 6

Kitap okurken, ders çalışırken gözlük takan insanlar olur ya, çok imrenirim onlara… Neden bilmiyorum, küçükken göz dinlendirici gözlük almıştım, annem gözlerimi bozar diye takmama izin vermemişti. Oysa ki onu taksam şuan oxford’da fln okuyordum. Gözlüğü taktığım an elime geçirdiğim ilk kitabı öylesi bir şevkle okuyordum ki bunu tarif edecek kelime henüz bir yerlerden türetilmemiş…

O yüzden özenirim bu tür gözlüklü arkadaşlara…

Dün kalktığımda canım kahvaltı yerine pizza çekti. Burda ( ankara – yenimahalle ) pizza pizza ve türevi güzel pizzacılar olmadığından dandik olduğunu önceki alışverişlerimde kavradığım yere sipariş verdim. Sipariş sırasında da ketçap ve mayonez rica ettim. ( bunun nedeni adamın ketçap ve mayonez’i fazlalık olarak görüp pakete koymaması )

Neyse pizza geldi, karnım da aç…

2 paket çıktı poşetten biri büyük ( pizza paketi ) diğeri de küçük…

Yok artık, diyerek küçük olanı açtım.

Abartmıyorum, adam ketçap ve mayonezi kaba sıkıp göndermiş…

Cıvık cıvık bir hal alan ketçap / mayonez karışımını önce tattım, az ekşiydi.

İçten içe yesem mi yemesem mi mücadelesi yaptım ve yedim.

Yediğimden beri vücudumda garip şeyler oluyor. Galiba sonum geldi, çok kötüyüm…

Pis boğazlığın sonu buraya varamaz, sonum bu olmamalı… Çok basit ölüm bir kere bu…

Dün gece arkadaşla konuşuyorduk, dertliymiş…

Yarinden ayrılmış… ( onun tabiri )

Ulan bu zekai’nin şov dünyasına girmesi ilişkilerimizi neden teğet geçmedi?

Neyse kardeşim, umarım barışırsın yarinle…

Yaran yarindir, yarin yarandır. ( çok özlü söz / deliyürek )

Olur ya bir daha giremezsiniz, şimdiden yeni yıl size bol mutluluk getirsin diyorum.

Kaç aldın?

27. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 2

1996

Okula başladığım yıl…

2009…

Üniversite 3. sınıftayım.

Birçok şey değişti.

Ancak yüksek alan arkadaşın, kaç aldın sorusu hep aynı kaldı.

Hepsini tebrik ediyorum.

Çok yüksek not alınca ne oluyor bilmiyorum. Özellikle üniversitede Tarih dersi dışında sınırları zorladığım bir ders olmadı.

Geçen yıl 4 dersten kalan bir arkadaş, önce çevresindekilere ” sizin yüzünüzden ” diye tavır yaptı ve koptu onlardan… Ev – Okul / Okul – Ev şeklinde basit bir hayata itti kendini… Dersleri gayet iyi, yanımızdan geçerken bile notlardan bahsediyor. Kaç aldın ilk sorusu, notunu söyledikten sonra onunkini sormanız için gözünüze bakıyor. Rahatsız oluyor ve ” sen ” diye soruyorsunuz… Standartların üstünde notları cezbedici… Yaşadığı hayat itici…

İlkokul geleneğini üniversiteye taşımış olması sıkıcı, hepsi bu…

Herkes gider…

26. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 1

Sevgili…

Gider.

Arkadaş…

Gider.

Dost

Kalır.

Ortak paydamız ne tam bilmesem de bozulmayan bir dostluğum var. Onun sayesinde tanıştığım ve yarı dost olduğum bir kişi daha…

3 kişiyiz toplamda…

Yılbaşında beraber olmamız muhtemel…

Ankara’da açacağız içkileri…

Yalnızlığa ve Kalabalığa içeceğiz aynı kadehte…

İroni severiz biz…

Sevgili gider bir gün, yenisi gelir.

Arkadaş gider, başkası gelir.

Herkes beni sevsin şibilip lip lip de neymiş, hiç gerek yok…

Atatürk gibi bir lideri bile sevmemiş herkes…

Gereksiz insanlar tarafından sevilmemek gurur veriyor artık bana…

Evet! diye haykırıyorum içimden…

Eskiden pek önemserdim, herkesin gönlü olsun diye…

Herkesle iyi anlaşamıyor insan, hele ki dedikodu kültürü bu kadar yayılmışken…

Olmuyor, beynin bir yerinde eksileri toplayan bir mekanizma var ve siz gidince saydırıveriyor kelimeleri…

Hayat dostlarla güzel…

Kalksın kadehler dostlar için…

Bitmeyen dostluklar için…

Hoş Geldin 2010…

26. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Bir klişe’dir yeni yıl mesajları… Dükkanlarıncamları süslenir önce… Hoş geldin 2005, güle güle 2004 gibi…

Kendimi bildim bileli bunlar yazar dükkan camlarında…

Yıl 2030 olsa benzer şeyler yine yaşanır.

Beyaz show’da aşk-ı memnu, yaprak dökümü ve samanyolu dizilerinin senaristleri çıktı da… Sanki bizden bir farkı yok bu insanların… Zaten ülkemizdeki dizi kalitesinden de belli

İzmir’de gece…

25. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 0

Bir yerden sonra özleniyor memleket… Denizin ” wuuuuuuuuuuşşş ” sesiyle gelen ve hiç yıkılmayacakmış gibi duran dalgaları sete çarptıklarında paramparça olurlar… Elinde birayla beklersin bir sonraki dalgayı, ama o da hüsrana uğratır.

Kordon’da gezerken sevgilisine sarılıp ufka bakanları görmeniz muhtemeldir. Kimisi de yakamoz un güzelliğine bakarak hayallare dalar. Kordondaki apartmanlar herkesin hayallerini süslemiştir bir kez… ” Bu apartmanda otursam… ” diye başlayan cümleler ve süslü hayaller peş peşe gelir.  Hele ki kıbrıs şehitlerinden alkol yüklü geldiyseniz o zaman bir başkadır kordon…

Çiğdem ( çekirdek ) satan insanlar gezer bisikletle… Sıcak yaz günlerinde su’cularda hazırdır satışa…

Fal baktırmak için kıbrıs şehitlerinin kalabalığına girip kafeye oturmanıza gerek yoktur. Kordona gidip bir yerde sabitlenirseniz falcılar sizi bulur. Bazen elinde gül ile bir kız çocuğu gelir yanınıza… Yanınızdaki kızı göstererek, ” alasın ablama bir gül ” diyerek tam 12′den vurur. Çok tercih edilmez bu gül… Bu güne kadar gül alan sevgili görmedim ve almayanlar grubundaki yerimi her daim korudum. Kişiler arası etkileşim pek fazla yaşanır kordon’un çimlerinde, yine de mahremiyet konusunda şüphe taşımazsınız.

24 saat açık sandwich dükkanlarının sayısı bir hayli fazladır. Kokoreççiler de gececidir İzmir’de…

Cumartesi geceleri sözleşmeye gerek kalmadan içki sofrasında bulurlar kendilerini… Abartacak kadar içmezler ama içkili muhabbetleri çok hoş olur. Hele ki meyhanelerdeki o garip tad…

Gecesi ayrı, gündüzü ayrı güzeldir.

Metro’ya bindiğinizde yüzünüze gülen insan görebilir, buna şaşırabilirsiniz, kendinizi çimdikleyip içten içe ” Burası İzmir ” derseniz şaşkınlık ortadan kalkacaktır.

Bir zaman sonra sizde İzmirli olursunuz, başlarsınız ballandıra ballandıra anlatmaya…

Kanatlanıp, uçmak dururkene..

23. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 7

Dururkene.. ( bize özgü bir kelime düzenlemesidir. normali dururken‘dir, biliyorsunuz. )

Her insanın bir hayali vardır geleceğe dair… Genelde mühendis olur bizim toplum…

Ne olacaksın?

Mühendis…

Bazıları doktor olcam der ( olcam der, olacağım demez )  ama kan görmeye dayanamaz… İşte bu grup genelde psikiyatr falan olur.

Bende bu yollardan geçtim. Mühendis olmak istediğim günler oldu. Hatta paranoyaklaşıp kendimi mühendismiş gibi görmeye başladığım günler de olmadı değil…

Doktor olmayı da çok küçükken düşündüm. Annem rahatsızlanıp hastaneye yattığında ona bakmak için “ doktor olayım lan en iyisi, anneme bakarım bari ” diye düşündüm.

Tabi hayat bizim istediğimiz gibi yönlenmiyor, fikirler de değişkenlik gösteriyor. Üniversiteye geldim. Gazi üniversitesi – elektrik öğretmenliği bölümünde, 3 yıldır ikamet ediyorum. Bu sene anladım ki aslında her şey para içinmiş… Sevdiğin iş, sevdiğin bölüm, sevdiğin yemek, sevdiğin kız… Hepsi birer değişkenmiş hayatta…

Okulu para kazanmak için okuruz, işe para kazanmak için gideriz.

Eğer iyi para kazanamazsanız bir kız sizi sevmez, sizde biraz daha midi bir ailenin kızıyla evlenirsiniz…

Para kazanırsanız güzel yemek yersiniz, güzel yemek yerseniz belki şirinleri bile görebilirsiniz…

İnsanların küçük yaşta sevgili olmaya başlamaları, iyi bir şey aslında…

Erkekler için, kızların bir değişken olduğunu anlatma eğitimi oluyor bir yerde…

Kızlar için de tam tersi…

O yüzden biten ilişkilere üzülmemek gerek diye düşünüyorum.

ve son olarak Ersin kimdir ? bölümünü düzenledim. Tanımak isterseniz

Buradan http://www.medyatisyen.com/ersin-kimdir ziyaret edebilirsiniz…

Bitince bu mutlu düğün…

22. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 0

bir düğün bir tören yine başladı aynı şölen
kınalar yakılır boyanır gözü yaşlı gelin
bitince bu mutlu düğün gelin ile damat kalır bir köşede
olur yine başka bir gün geliriz oynarız hep birlikte

analar babalar otururlar bir masaya
yenilir içilir takılır paralar yakaya
bitince bu mutlu düğün gelin ile damat kalır bir köşede
olur yine başka bir gün geliriz oynarız hep birlikte

geçecek bir ömür seçecek herkes eşini
bir yüzük takarak tutacak eşler sözünü
bitince bu mutlu düğün gelin ile damat kalır bir köşede
olur yine başka bir gün geliriz oynarız hep birlikte

pinhani şarkısı, son zamanlarda dilime dolanmış durumda…

İsim bulamadıklarım

16. Aralık 2009 • Kategori: Genel • Yorum: 2

  • Öyle bir tost yapıyorum ki, benden iyisi çıkarsa utanmadan onu lider ilan edip sektörden çekilebilirim.
  • Dün ilk kez yemek yaktım. Garip olan yaktığım yemeğin bile afiyetle yenmesi… Ayrıca yemeğin içinde patates bulunması nedeniyle kumpir benzetmesi olaya ayrı bir hava kattı.
  • Yemeklerin içine birçok baharat atıyorum. Attığım baharatların ismini bile bilmiyorum, o kadar çok atıyorum.
  • Göztepe formam yaptığım maçların performansına dayanamıyor, eskimeye başladı. Acayip üzülüyorum lan!.. Her şeyim eskisin o hep aynı kalsın…
  • Beyaz Göztepe formamı renklilerle yıkayınca rengi soldu, acayip bir şey oldu. Az gri olması maçlardaki performansımı etkiliyor.
  • Göztepe forması almışım adamlar maçtan önce üstüme vip veriyor. Kardeş vip giyeceksek formayı çıkaralım.
  • Kalacağını bildiğin derse inadına gitmek aslında ailene karşı borcunu ödemek gibi bir şey oluyor. Hepimiz yapıyoruz bunu, inkar etmeye gerek yok… Biz iyi bir nesiliz aslında… İyi insanlarız lan biz, valla..
  • Bankaların internet şubeleri o denli kullanışsız hale getiriliyor ki yakında güvenlik önlemleri sebebiyle bize bile şifremizi vermeyecekler…